12.3 C
İstanbul

Brigitte Bardot: Ve Tanrı Kadını Geri Aldı!

Yayınlanma tarihi:

28 Aralık 2025 Pazar günü, Fransa’nın güneyindeki Saint-Tropez kasabasında yüksek duvarlar ve yoğun bitki örtüsüyle dış dünyadan izole edilmiş efsanevi mülk La Madrague’dan gelen haber sanat dünyasını sarstı. 20. yüzyılın en büyük kültürel ikonlarından biri, sinemanın “özgürleşmiş kadını”, hayvan haklarının uzlaşmaz savunucusu ve son yılların tartışmalı politik figürü Brigitte Bardot, 91 yaşında hayata veda etti.

Brigitte Bardot Vakfı (Fondation Brigitte Bardot) tarafından yapılan resmi açıklamada, vakfın kurucusu ve başkanı olan Bardot’nun, “prestijli kariyerini hayvanlara adamak üzere terk eden dünya çapında ünlü oyuncu ve şarkıcı” olarak yaşamını yitirdiği duyuruldu. Vakıf sözcüsü Bruno Jacquelin, ölümün sabah saatlerinde gerçekleştiğini teyit ederken, spesifik bir ölüm nedeni belirtmekten kaçındı; ancak Bardot’nun ölümünden önceki aylarda ciddi solunum sıkıntıları yaşadığı ve yoğun bakım süreçleri geçirdiği biliniyordu.

Gelin 28 Aralık 2025’te biyolojik yaşamı sona eren ancak yarattığı imgeyle ölümsüzleşen Brigitte Bardot’nun 91 yıllık serüvenini; burjuva bir çocukluktan küresel bir seks sembolüne dönüşümüne, sinemayı terk edişinden, radikal aktivizmine, Türkiye ile olan şaşırtıcı derecede aktif politik ilişkisine ve son yıllarındaki ideolojik savrulmalarına bir bakış atalım…

Bir İkonun Doğuşu (1934-1956)

Passy’nin Altın Kafesi ve Burjuva Kökler

Brigitte Anne-Marie Bardot, 28 Eylül 1934’te Paris’in aristokrasi ve yüksek burjuvazisinin kalesi sayılan 16. bölgesinde (Arrondissement), Place Violet’de dünyaya geldi. Babası Louis “Pilou” Bardot, endüstriyel gazlar üreten köklü bir aile şirketinin sahibi, şiir yazan ve sanata meraklı bir mühendisti. Annesi Anne-Marie “Toty” Mucel ise Milano kökenli, moda ve dansa tutkulu ancak kızlarını son derece katı Katolik disipliniyle yetiştiren bir ev hanımıydı.

Bardot’nun çocukluğu, maddi refah içinde geçmesine rağmen duygusal açıdan karmaşıktı. Annesiyle olan ilişkisi mesafeliydi; hatta Bardot ilerleyen yıllarda kız kardeşi Mijanou ile birlikte yanlışlıkla kırdıkları değerli bir Çin vazosu yüzünden ebeveynlerinin onlarla “siz” (vous) diye hitap ederek konuşmaya başladığını ve fiziksel cezalar aldığını anlatacaktı. Bu katı disiplin, Bardot’nun içindeki isyan ateşini körükleyen ilk kıvılcım oldu.

Ancak Bardot’nun “dik” duruşunu ve estetiğini şekillendiren asıl unsur, aldığı bale eğitimiydi. Conservatoire de Paris’e kabul edilen Bardot, burada Rus koreograf Boris Knyazev’in disiplini altında vücudunu bir enstrüman gibi kullanmayı öğrendi. İleride beyazperdede sergileyeceği o meşhur yürüyüşü de —kalçaların ritmik salınımıyla birleşen dik ve mağrur duruş— bale eğitiminin bir mirasıydı.

Dergi Kapaklarından Sinemaya: Vadim Etkisi

Henüz 15 yaşındayken, annesinin bağlantıları sayesinde modellik yapmaya başlayan Bardot, 1950 yılında Elle dergisinin kapağında yer aldı. Bu kapak, onun kaderini değiştiren dönüm noktası oldu. Fotoğrafı gören genç yönetmen adayı Roger Vadim (gerçek adıyla Roger Vladimir Plemiannikov), Bardot’nun yüzünde ve duruşunda o güne kadar görülmemiş bir “modernite” sezdi.

Vadim, Bardot için sadece bir sevgili değil, bir mentor, bir yaratıcı ve bir kaçış biletidir. Ailesinin şiddetli muhalefetine rağmen, Bardot 18 yaşına girer girmez (1952) Vadim ile evlendi. Vadim, Bardot’yu klasik bir “hanımefendi” veya trajik bir “aktris” olarak değil, doğal, filtresiz ve cinsel gücünün farkında olmayan bir doğa olayı olarak kurguladı. Vadim’in şu sözleri, yarattığı efsaneyi özetliyordu: “O oynamıyor, o sadece var oluyor.”

“Ve Tanrı Kadını Yarattı”: Bir Devrim

1956 yılı, hem Bardot hem de dünya sineması için bir milattır. Roger Vadim’in yönettiği Et Dieu… créa la femme (Ve Tanrı Kadını Yarattı), sinema tarihinin en etkili filmlerinden biri olarak kabul edilir. Filmde canlandırdığı Juliette Hardy karakteri, o zamana kadar sinemada görülen kadın arketiplerini yerle bir etti.

Juliette; kötü kalpli bir “femme fatale” değildi, kurban edilmiş bir masum da değildi. O, cinselliğini bir silah olarak kullanmıyor, sadece nefes alır gibi doğal bir dürtüyle yaşıyordu. Filmdeki meşhur mambo sahnesi, Bardot’nun terler içinde, saçları dağılmış, ayakkabılarını fırlatmış halde dans edişi, muhafazakar Fransa’da ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük bir şok ve hayranlık dalgası yarattı. Amerika’da film, sansür kurullarını zorladı, kilise tarafından kınandı ama gişede rekorlar kırdı. Bardot artık sadece bir oyuncu değil, “B.B.” idi; özgürlüğün, hazzın ve gençliğin küresel sembolüydü.

Yeni Dalga’nın İlham Perisi

Brigitte Bardot, sıklıkla sadece bir “seks sembolü” olarak etiketlense de, filmografisi incelendiğinde döneminin en önemli yönetmenleriyle çalıştığı ve sinema sanatına ciddi katkılarda bulunduğu görülür. Yaklaşık 47 filmde rol alan Bardot, Fransız Yeni Dalgası’nın (Nouvelle Vague) da ilham perilerinden biri olmuştu.

Jean-Luc Godard ve “Le Mépris” (Nefret)

1963 yapımı Jean-Luc Godard filmi Le Mépris (Nefret/Hor Görme), Bardot’nun oyunculuk kariyerinin zirvesi olarak kabul edilir. Alberto Moravia’nın romanından uyarlanan filmde Bardot, Camille Javal karakterini canlandırır. Film, sinemanın ticari ve sanatsal yönleri arasındaki çatışmayı anlatırken, Godard aynı zamanda Bardot imgesini de yapıbozuma uğratır.

Filmin açılış sahnesi, sinema tarihine geçmiştir: Yatakta çıplak yatan Bardot (üzerinde filtrelerle renk değiştiren ışıklar vardır), kocasına (Michel Piccoli) vücudunun parçalarını tek tek sorar: “Ayaklarımı seviyor musun? Ya bileklerimi? Dizlerimi?..” Bu sahne, yapımcıların “çıplak Bardot” talebini yerine getiren Godard’ın, seyirciyi kendi röntgenciliğiyle yüzleştirdiği dâhice bir hamledir. Bardot, bu filmde melankolik, kırılgan ve trajik bir performans sergileyerek, sadece bir beden olmadığını kanıtlamıştır.

 

Henri-Georges Clouzot ve “La Vérité” (Gerçek)

1960 yapımı La Vérité, Bardot’nun dramatik yeteneğini en net sergilediği filmdir. Sevgilisini öldürmekle yargılanan Dominique Marceau rolü, Bardot’nun kendi hayatındaki medya baskısı ve yargılanma hissiyle örtüşmüştür. Yönetmen Clouzot’nun sette Bardot’yu psikolojik olarak zorladığı, hakaret ettiği ve hatta tokatladığı bilinmektedir. Ancak bu gerilim, perdeye müthiş bir performans olarak yansımıştır. Film, Bardot’nun En İyi Yabancı Film Oscar’ına aday gösterilen bir yapımda başrol oynamasını sağlamış ve ona David di Donatello ödülünü kazandırmıştır.

Simone de Beauvoir ve “Lolita Sendromu”

Bardot fenomeni, sadece magazin basınının değil, entelektüellerin de ilgisini çekmiştir. Varoluşçu feminist filozof Simone de Beauvoir, 1959 yılında Esquire dergisi için kaleme aldığı “Brigitte Bardot ve Lolita Sendromu” adlı denemesinde, Bardot’yu sosyolojik bir vaka olarak analiz etmiştir.

Beauvoir’a göre Bardot, “kadın tarihinin lokomotifi”dir. O, erkekler için hem arzu nesnesi hem de korkutucu bir figürdür; çünkü Bardot av olmayı reddeder, o da bir avcıdır. Beauvoir, Bardot’nun ahlaksız olmadığını, aksine ahlakın onun için bir anlam ifade etmediğini belirtir. Onun doğallığı, ikiyüzlü burjuva ahlakına bir saldırıdır. Bu analiz, Bardot’nun feminist bir ikon olarak (kendisinin bu etiketi reddetmesine rağmen) konumlandırılmasında kilit rol oynamıştır.

Tablo 1: Brigitte Bardot’nun Sinema Kariyerinde Öne Çıkan Başyapıtlar

Yıl Film Yönetmen Rol ve Önemi
1956 Et Dieu… créa la femme Roger Vadim Juliette Hardy. B.B. mitinin doğuşu, cinsel devrimin başlangıcı.
1958 En cas de malheur Claude Autant-Lara Yvette Maudet. Jean Gabin ile karşılıklı oyunculuk, dramatik rüşt ispatı.
1960 La Vérité Henri-Georges Clouzot Dominique Marceau. En güçlü dramatik performansı, Altın Küre ödülü.
1962 Vie privée Louis Malle Jill. Kendi hayatına (medya tacizi) paralellikler taşıyan yarı-biyografik rol.
1963 Le Mépris Jean-Luc Godard Camille Javal. Yeni Dalga sinemasının ikonik filmi, meta-sinema örneği.
1965 Viva Maria! Louis Malle Maria II. Jeanne Moreau ile devleştiği, komedi ve aksiyonun harmanı.

Müzik Kariyeri ve Serge Gainsbourg Efsanesi

Bardot, sinemanın yanı sıra 1960’lar ve 70’lerde Fransız pop müziğinde (Yé-yé akımı ve sonrası) silinmez izler bırakmıştır. Sesi teknik olarak mükemmel olmasa da, fısıltılı, seksi ve kendine has tonlamasıyla 60’tan fazla şarkı kaydetmiştir.

Yasak Aşk ve “Je t’aime… moi non plus”

Bardot’nun müzikal kariyerinin zirvesi, dahi müzisyen Serge Gainsbourg ile yaşadığı kısa ama fırtınalı aşktır. 1967 yılında, o sırada Alman milyarder Gunter Sachs ile evli olan Bardot, Gainsbourg ile tutkulu bir ilişki yaşamıştır. Gainsbourg, Bardot’dan aldığı ilhamla Harley Davidson, Bonnie and Clyde ve meşhur Je t’aime… moi non plus şarkılarını bestelemiştir.

Je t’aime… moi non plus, aslında ilk olarak Bardot ile kaydedilmiştir. Şarkıdaki inleme sesleri ve erotik doz, Bardot’nun kocası Sachs’ın kulağına gidince büyük bir skandal patlak verme riski doğurmuştur. Bardot, evliliğini kurtarmak adına Gainsbourg’a yalvararak şarkının yayınlanmasını engellemiştir. (Gainsbourg şarkıyı daha sonra Jane Birkin ile kaydedip dünya çapında bir hit haline getirmiştir; Bardot versiyonu ancak 1986 yılında gün yüzüne çıkabilmiştir).

Bonnie and Clyde ve Diğer Hit’ler

Bardot ve Gainsbourg’un birlikte seslendirdiği Bonnie and Clyde, modern popüler kültürde referans noktası olmaya devam etmektedir. Şarkı, ikilinin kimyasını ve dönemin “cool” estetiğini mükemmel yansıtır. Ayrıca La Madrague şarkısı, Bardot’nun Saint-Tropez’deki evine ve oradaki huzurlu anlarına yazdığı bir aşk mektubu gibidir ve Fransızlar için yazın bitişini simgeleyen melankolik bir klasiktir.

Aşklar, Evlilikler ve “Anne Olmayı Reddediş”

Brigitte Bardot’nun özel hayatı, her zaman kameraların önünde ve skandallarla iç içe yaşanmıştır. “Aşık olduğumda hesap yapmam” diyen Bardot, hayatı boyunca tutkunun peşinden gitmiş, ancak bu tutku çoğu zaman hüsranla sonuçlanmıştır.

Dört Evlilik ve Sayısız Aşk

Roger Vadim (1952-1957): İlk eşi ve yaratıcısı. Ve Tanrı Kadını Yarattı setinde Jean-Louis Trintignant ile yaşadığı aşk nedeniyle evlilikleri bitmişti.

Jacques Charrier (1959-1962): Aktör Charrier ile olan evliliği, Bardot’nun en zorlu dönemine denk gelmişti. Medya baskısı o kadar yoğundu ki, çiftin kavgaları ve Bardot’nun intihar girişimi manşetlerden inmemişti.

Gunter Sachs (1966-1969): Alman sanayici ve playboy. Bardot’yu etkilemek için La Madrague’ın üzerine helikopterle binlerce kırmızı gül dökmesiyle tanınır. İhtişamlı ama duygusal derinliği zayıf bir evlilik olmuştu.

Bernard d’Ormale (1992-2025): Bardot’nun hayatının sonuna kadar evli kaldığı dördüncü eşi. Aşırı sağcı lider Jean-Marie Le Pen’in eski danışmanı olan d’Ormale, Bardot’nun politik dönüşümünde kilit rol oynamıştı.

Oğlu Nicolas ve Annelik Travması

Bardot’nun hayatındaki en karanlık ve tartışmalı sayfalardan biri, annelikle olan imtihanıydı. 1960 yılında Jacques Charrier’den olan oğlu Nicolas-Jacques Charrier’e hamile kaldığında, bunu bir “mutluluk” olarak değil, bir “işgal” olarak görmüştü. Otobiyografisinde hamileliği için “içimde büyüyen bir tümör gibiydi” ifadesini kullanması, toplumda şok etkisi yaratmıştı.

Doğumdan sonra Nicolas’nın velayeti babası Charrier ailesine verilmiş ve Nicolas babası tarafından büyütülmüştü. Bardot, yıllarca oğluyla görüşmemiş, 1996 yılında yayınladığı anı kitabında oğlu hakkında kullandığı sert ifadeler nedeniyle, oğlu ve eski eşi tarafından dava edilmiş ve tazminat ödemeye mahkum edilmişti. Nicolas, annesiyle hiçbir zaman sıcak bir ilişki kuramamış, hatta düğününe bile davet etmemişti. Bardot, son yıllarda torunları olduğunu ve oğluyla “barıştığını” söylese de, bu ilişki hep mesafeli kalmıştı. Bardot’nun annelik reddi, bazı feministlerce “kadının doğurmak zorunda olmadığı” üzerinden okunsa da, kullandığı dilin şiddeti genellikle eleştirilmişti.

Aktivizm ve “İkinci Hayat” (1973-2025)

1973 yılında, henüz 39 yaşındayken ve güzelliğinin doruğundayken, Bardot sinemayı bıraktığını açıkladı. Bu bir pazarlama taktiği değil, kesin bir karardı. “Colinot” filminin setinde tanıştığı bir keçiyi kesilmekten kurtarıp otel odasına alması, onun için bir aydınlanma anıydı. “Güzelliğimi ve gençliğimi erkeklere verdim, bilgeliğimi ve tecrübemi hayvanlara vereceğim” diyerek hayatını değiştirdi.

Fondation Brigitte Bardot

1986 yılında Saint-Tropez’deki mülklerini ve kişisel eşyalarını (mücevherleri, elbiseleri) açık artırmada satarak elde ettiği 3 milyon Frank ile Fondation Brigitte Bardot’yu kurdu. Vakıf, bugün 75.000’den fazla bağışçısı olan, dünyanın en etkili hayvan hakları örgütlerinden biridir.

Bebek Foklar ve Buzullardaki Eylem

Bardot’nun aktivizminin en ikonik anı, 1977 yılında Kanada’nın buzullarına giderek, kürkleri için vahşice sopalarla dövülerek öldürülen “whitecoat” (beyaz kürk) bebek fokların yanına uzanmasıdır. Bu görüntü, dünya çapında devasa bir farkındalık yaratmış ve Avrupa Birliği’nin fok derisi ithalatını yasaklamasında kritik rol oynamıştı.

Bardot ayrıca:

  • At eti tüketimine karşı savaş açmış ve Fransızların bu alışkanlığını değiştirmeye çalışmıştı.
  • PETA ile işbirliği yaparak kürk karşıtı kampanyaların yüzü olmuştu.
  • Hayvanat bahçelerine, sirklerde hayvan kullanımına ve boğa güreşlerine karşı sert kampanyalar yürütmüştü.

Bardot’nunTürkiye ile “Mektup Diplomasisi”

Brigitte Bardot’nun Türkiye ile ilişkisi, magazinel bir ilgiden ziyade, tamamen hayvan hakları ekseninde gelişen, politik ve gerilimli bir hattan ilerledi. Bardot, Türk siyasetindeki sokak hayvanları tartışmalarına, doğrudan devletin zirvesine yazdığı mektuplarla müdahil olmuştu.

Abdullah Gül’e Mektup

2012 yılında Türkiye’de Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılması planlanan değişiklikler (5199 sayılı kanun tasarısı) gündeme geldiğinde, sokak hayvanlarının toplanarak şehir dışındaki “doğal yaşam parklarına” gönderilmesi tartışılıyordu. Bardot, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e hitaben yazdığı mektupta, bu parkların hayvanlar için “toplama kampı” ve “ölüm kampı” olacağı uyarısında bulundu. Mektubunda, “Türkiye’nin hayvanlarına merhamet göstermesi gerektiğini” vurgulayan Bardot, bu girişimiyle Türk kamuoyundaki hayvan hakları savunucularına uluslararası destek sağlamıştı.

2024: Erdoğan’a “Katliam Yasası” Uyarısı

Bardot’nun Türkiye ile en sıcak ve en ses getiren teması, ölümünden bir yıl önce, 2024 yılının Temmuz ayında gerçekleşti. TBMM gündemine gelen ve sahipsiz köpeklerin belirli koşullarda “ötanazi” (uyutulma) yoluyla öldürülmesinin önünü açan yasa teklifi, Türkiye’de büyük bir infial yaratmıştı.

89 yaşındaki Bardot, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a son derece sert ve duygusal bir mektup kaleme aldı. Mektubun şu cümleleri hem Türk hem de dünya basınında manşet oldu:

“Türkiye’nin en sadık dostlarımız olan bu duyarlı varlıklara karşı acımasızlığından ötürü kötülenecek ve eleştirilecek bir ülke hâline gelmesine izin vermeyin.”

Bardot mektubunda, Türkiye’deki sokak kedileri ve köpeklerinin o güne dek halkla uyum içinde yaşadığını (Balkan ve Ortadoğu kültüründeki sokak hayvanı geleneğine atıfla) belirterek, bu yasanın Türkiye’nin imajını zedeleyeceğini savundu. Mektup, Türkiye’deki muhalefet partileri ve STK’lar tarafından desteklenirken, iktidar kanadında “iç işlerine müdahale” olarak yorumlandı. Bardot’nun bu çıkışı, onun 90 yaşına merdiven dayamışken bile küresel bir baskı unsuru olabildiğinin kanıtıydı.

Politik Savrulmalar ve Yargılanmalar

Brigitte Bardot, hayatının son 30 yılında, “Cumhuriyetin Sembolü Marianne” olmaktan çıkıp, Fransız entelijansiyası ve liberal kesimi tarafından dışlanan bir figüre dönüştü. Hayvan sevgisi, onda mizantropik (insan sevmeyen) bir boyuta ulaştı ve bu durum, özellikle Müslüman göçmenlere karşı ırkçı söylemlerle birleşti.

Aşırı Sağ ile Flört

Dördüncü eşi Bernard d’Ormale’in etkisiyle, Bardot aşırı sağcı Ulusal Cephe (Front National) ve daha sonra Ulusal Birlik (Rassemblement National) partilerine yakınlaştı. Marine Le Pen’i “modern Jeanne d’Arc” olarak nitelendirdi ve 2012, 2017, 2022 seçimlerinde açıkça Le Pen’e destek verdi.

Irkçılık Davaları ve Cezalar

Bardot, ifade özgürlüğü sınırlarını aşan ve “nefret suçu” kapsamına giren açıklamaları nedeniyle Fransız mahkemeleri tarafından tam 6 kez mahkum edildi.

Tablo 2: Brigitte Bardot’nun Nefret Suçu Mahkumiyetleri

Tarih Suçlama Konusu Ceza Tutarı Detaylar
1997 Açık Mektup Para Cezası Le Figaro’da yayınlanan, Fransa’nın yabancılarca istila edildiğini iddia eden yazı.
1998 İkinci Mektup Para Cezası Benzer ırkçı ifadelerin tekrarı.
Haziran 2000 “İstila” Söylemi 30.000 Frank “Yabancı aşırı nüfus (özellikle Müslümanlar) tarafından işgal edildiğimizi” yazdı.
Haziran 2004 Kitap Davası 5.000 Euro Un cri dans le silence kitabında ırkların karışmasına karşı çıkan ve İslamofobik ifadeler.
Haziran 2008 Kurban Kesimi 15.000 Euro Sarkozy’ye mektubunda Müslümanları “ülkeyi yok eden, koyun boğazlayan bir nüfus” olarak niteledi.
Kasım 2021 Réunion Davası 20.000 Euro Réunion adası yerlilerine “barbar genli vahşiler” dediği için aldığı en büyük ceza.

Bardot, bu cezalara rağmen geri adım atmadı. Ona göre, hayvanların helal kesim (uyuşturulmadan boğazlanma) yöntemiyle öldürülmesi kabul edilemezdi ve bu yöntemi uygulayan kültürler “barbar”dı. Hayvan hakları savunuculuğunu, kültürel ırkçılık için bir kalkan olarak kullandığı yönündeki eleştiriler, mirasının üzerine gölge düşürdü.

İnatçı Bir Yaşam…

Son yıllarında artrit nedeniyle yürümekte zorlanan ve baston kullanan Bardot, La Madrague’dan neredeyse hiç çıkmıyordu. 2023 yazında sıcak dalgaları nedeniyle ciddi solunum problemleri yaşamış ve evine ambulans çağrılmıştı. Hakkında sık sık çıkan “öldü” dedikodularına sosyal medyadan öfkeyle yanıt veriyordu. “Ben ölmeyeceğim, gitmeye niyetim yok” diyerek yaşama tutunuyordu.

91 yıllık yaşamına birden fazla hayat sığdırdı. Savaş sonrası Fransa’sının kasvetini dağıtan ışıltılardan biri sayılan Bardot, cinsel devrimin de öncülerinden biri olarak hatıranacak. O, dik ve kendinden emin duruşuyla döneminin kadınlarına bedenlerinden utanmamayı öğretti. Ancak aynı zamanda modern dünyayla uyum sağlayamayan, geçmişe özlem duyan ve korkularını nefrete dönüştüren yaşlı bir kadın olarak da hatırlanacak ne yazık ki…

Brigitte Bardot’nun Hayatının Kilometre Taşları

Dönem Olay Etkisi
1950 Elle Dergisi Kapağı Keşfedilmesini sağladı.
1956 Ve Tanrı Kadını Yarattı Dünya çapında şöhret ve cinsel devrim.
1960 İntihar Girişimi (26. Yaş Günü) Şöhretin bedeli ve “La Vérité” filminin arka planı.
1968 De Gaulle ile Görüşme Marianne büstü için model seçilmesi.
1973 Sinemayı Bırakma Kararı 39 yaşında emeklilik ve aktivizme geçiş.
1977 Kanada Fok Eylemi Hayvan hakları aktivizminde küresel dönüm noktası.
1986 Brigitte Bardot Vakfı’nın Kuruluşu Kurumsallaşmış mücadele.
1992 Bernard d’Ormale ile Evlilik Politik olarak aşırı sağa kayış.
2024 Erdoğan’a Mektup Türkiye’deki sokak hayvanları yasasına müdahale.
2025 Vefat Bir efsanenin sonu.

Benzer İçerikler

spot_img

Son İçerikler

spot_img