12.3 C
İstanbul

Haritadan Silindi, Dünyadan Silinmedi: IŞİD

Yayınlanma tarihi:

Haftalık/Özel Dosya: “Devletleşen terör” iddiasıyla ortaya çıkan, sınırları silen ve vahşeti bir propaganda aracına dönüştüren IŞİD bitti mi, yoksa şekil mi değiştirdi?

Zerkavi’nin “Tevhid ve Cihad”ından Horasan’ın “Yalnız Kurt”larına uzanan süreçte örgütün Türkiye stratejisi nasıl evrildi? Haftalık; istihbarat raporları, itiraflar ve iddianamelerin ışığında IŞİD dosyasını araştırdı.

Yirmi birinci yüzyılın güvenlik haritalarını en çok zorlayan, “devlet” iddiasıyla ortaya çıkıp sınırları kevgire çeviren yapı hiç şüphesiz IŞİD (DEAŞ) oldu. Bir dönem İngiltere büyüklüğünde bir coğrafyayı yöneten, kendi parasını basan ve petrol kuyularını işleten örgüt, bugün askeri olarak yenilmiş görünse de ideolojik bir “hayalet” olarak aramızda dolaşmaya devam ediyor.

Peki, bu vahşet örgütü nasıl doğdu? Türkiye’yi neden ve nasıl hedef tahtasına oturttu?

Zerkavi’nin Mirası

Örgütün DNA’sını anlamak için, kurucu baba Ebu Musab el-Zerkavi‘ye bakmak şart. Ürdünlü bu selefi militan, El Kaide‘nin “Uzak Düşman” (ABD) doktrinini reddedip namluyu “yakın düşman”a (Şiiler ve Mürted saydığı rejimler) çevirdiğinde, Orta Doğu için kıyamet senaryosu da yazılmış oldu.

Zerkavi’nin 2004’te kurduğu “Irak El Kaidesi“, sadece işgalci ABD askerlerini değil, pazar yerlerini ve camileri de hedef alarak Irak’ı bir mezhep savaşına sürükledi. Zerkavi 2006’da bir hava saldırısında öldürülse de, ektiği tohumlar, Suriye İç Savaşı‘nın kaosuyla beslenerek 2014’te Ebu Bekir el-Bağdadi’nin “Hilafet” ilanıyla devasa bir canavara dönüştü.

IŞİD’in kurumsal kökenleri, örgütün “kurucu babası” olarak kabul edilen Ürdünlü Selefi-Cihatçı Ebu Musab el-Zerkavi’nin (Ahmed Fadıl en-Nazal el-Halayle) kişisel radikalleşme serüveni ve stratejik vizyonunda yatıyor. Zerkavi, klasik El Kaide doktrininden farklılaşan, çok daha sert ve mezhep odaklı bir şiddet anlayışını temsil ediyordu. El Kaide lideri Usame bin Ladin ve yardımcısı Eymen el-Zevahiri, öncelikli hedef olarak “Uzak Düşman”ı (ABD ve Batı) belirlerken, Zerkavi “Yakın Düşman” olarak tanımladığı Şii nüfusu ve bölgedeki seküler Arap rejimlerini (Mürtedler) hedef tahtasına oturttu.

Zerkavi’nin ideolojik formasyonu, Ortadoğu’daki siyasi istikrarsızlık, baskıcı rejimler ve İslami radikalizmin yükselişiyle şekillendi. Afganistan’daki Herat kampında kendi ağını kuran Zerkavi, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgaliyle birlikte teorilerini pratiğe dökme fırsatı buldu. Kurduğu Cemaat el-Tevhid vel-Cihad (JTJ), işgal güçlerine karşı direnişin ötesinde, Irak toplumunu geri dönülemez bir mezhep savaşına sürükledi. Zerkavi’nin stratejisi, Şii kutsal mekanlarına ve sivillere yönelik vahşi saldırılar düzenleyerek Şii milisleri Sünni nüfusa karşı kışkırtmak ve böylece Sünnileri kendi koruması altına girmeye mecbur bırakmaktı. Bu “Fitne” stratejisi, örgütün sonraki yıllarda izleyeceği acımasız politikanın temelini oluşturdu.

ABD istihbarat birimleri ve eski CIA analistlerinin değerlendirmelerine göre, Zerkavi’nin yükselişi önlenebilir bir süreçti. İşgal öncesinde Zerkavi’nin Kuzey Irak’taki kamplarda bulunduğu tespit edilmesine rağmen Bush yönetimi savaş hazırlıkları sırasında bu tehdidi önceliklendirmemişti. Bu stratejik körlük, Zerkavi’nin ağını genişletmesine ve Irak’taki Sünni isyanını domine etmesine olanak tanıdı. Zerkavi’nin liderliğinde örgüt, kafa kesme videoları ve intihar eylemleriyle kısa sürede küresel bir korku markası haline geldi.

IŞİD’İN KISA TARİHİ

El Kaide ile Taktiksel İttifak ve “Irak El Kaidesi” (AQI)

Ekim 2004’te Zerkavi, stratejik bir hamleyle Usame bin Ladin’e biat ederek örgütün adını Tanzim Qaidat al-Jihad fi Bilad al-Rafidayn (Irak El Kaidesi – AQI) olarak değiştirdi. Bu biat, ideolojik tam uyumdan ziyade karşılıklı bir çıkar ilişkisine dayanıyordu. Zerkavi, El Kaide’nin küresel markasından ve finansal ağlarından yararlanmak isterken, El Kaide ise Irak’taki en aktif direniş grubu üzerinden prestij kazanmayı hedefliyordu. Ancak Zerkavi’nin Şiilere yönelik topyekün savaş ilanı ve Müslüman sivillerin ölümüne neden olan pervasız saldırıları, El Kaide merkez liderliği tarafından sıklıkla eleştirildi.  Zevahiri’nin Zerkavi’ye yazdığı ve “halkın desteğini kaybetmeme” uyarısında bulunduğu mektuplar, iç gerilimi de yükseltiyordu.

Irak İslam Devleti (ISI) ve “Çölleşme” Dönemi

Haziran 2006’da Zerkavi’nin bir ABD hava saldırısında öldürülmesinin ardından örgüt, yeni bir evreye girdi. Örgüt, diğer Sünni direniş gruplarını Mücahit Şura Konseyi çatısı altında toplamayı başardı ve Ekim 2006’da Irak İslam Devleti (ISI) ilan edildi. Ebu Ömer el-Bağdadi’nin emirliği ve Ebu Hamza el-Muhacir’in askeri liderliğinde örgüt, ilk kez bir “devlet” iddiasıyla ortaya çıktı. ABD’nin “Surge” (asker artırma) stratejisi ve Sünni aşiretlerin örgüte karşı ayaklandığı “Sahva” (Uyanış) hareketi, ISI’yı 2007-2010 yılları arasında askeri olarak çöküşün eşiğine getirdi. Örgüt, şehir merkezlerinden çekilerek çöl bölgelerinde yeraltına inerek bir “çöl isyanı” hareketine dönüştü.

Ebu Bekir el-Bağdadi ve Örgütün Yeniden Doğuşu

2010 yılında Ebu Ömer el-Bağdadi ve Ebu Hamza el-Muhacir‘in öldürülmesinin ardından liderliği devralan Ebu Bekir el-Bağdadi, örgütü yeniden yapılandırmayı başardı. Eski Baas subaylarını komuta kademesine dahil ederek örgütün askeri ve istihbarat kapasitesini artıran Bağdadi, 2011 yılında başlayan Suriye İç Savaşı’nı tarihi bir fırsat olarak değerlendirdi. Suriye rejiminin zayıflamasıyla oluşan güç boşluğundan yararlanarak örgütün operasyonel sahasını Suriye’ye genişleten Bağdadi, Nisan 2013’te örgütün adını Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD/ISIL/DEAŞ) olarak değiştirdi. Bu tek taraflı genişleme kararı, El Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra Cephesi ile çatışmaya ve nihayetinde El Kaide ile tüm bağların kopmasına neden oldu. Şubat 2014’te El Kaide, IŞİD’i reddettiğini resmen ilan etti. Bu kopuş, aynı zamanda IŞİD’in küresel cihat hareketinin liderliğini ele geçirme yolundaki en kritik adımı oldu.

Hilafet Projesi: Yapılanma ve Yönetişim (2014-2017)

Hilafetin İlanı ve Teritoryal Genişleme

Haziran 2014’te IŞİD, Irak’ın ikinci büyük şehri Musul’u şok edici bir hızla ele geçirmeyi başardı ve Ebu Bekir el-Bağdadi, Musul’daki El-Nuri Camii’nin minberine çıkarak kendisini “Halife” ilan etti. Örgüt, kısa süre içinde Suriye’nin Rakka şehrini fiili başkent yaparak, Irak ve Suriye topraklarının yaklaşık üçte birini (İngiltere büyüklüğünde bir alanı) kontrolü altına aldı. Bu bölgede yaşayan yaklaşık 8-10 milyon insan, fiilen örgütün katı şeriat kurallarına tabi kılınmış oldu.

Katı Merkezi Şeriat Devleti Yapılanması

IŞİD, kontrol ettiği topraklarda sadece askeri bir güç olarak değil, bürokratik bir devlet aygıtı olarak da örgütlendi. Ele geçirilen belgeler ve istihbarat raporları, örgütün son derece merkezi ve hiyerarşik bir yapı kurduğunu gösteriyor.

  • Halife ve Şura Konseyi: Karar alma mekanizmasının tepesinde, mutlak otoriteye sahip Halife ve ona danışmanlık yapan tecrübeli komutanlardan oluşan Şura Konseyi bulunuyordu.
  • Divanlar (Bakanlıklar): Devlet işlevlerini yerine getirmek için çeşitli “Divan”lar kuran örgüt; Eğitim, Sağlık, Askeri, Maliye ve Hizmetler gibi divanlar aracılığı ile günlük hayatın idaresini sağlamaya çalıştı.
  • Adalet ve Hizbe: Şer’i mahkemeler, örgütün hukuk anlayışını acımasızca uygularken, “Hizbe” adı verilen ahlak polisi, sokaklarda kıyafet, sakal, sigara yasağı ve namaz vakitlerine uyum gibi konularda çok sıkı “denetimler” yaptı.  Bu yapı, totaliter bir kontrol mekanizması kurarak toplumu sürekli korku altında tuttu.

Vilayet Sistemi ve Küresel Yayılma

IŞİD, “Baki ve Genişleyen” (Baqiya wa Tatamadad) sloganı çerçevesinde, etki alanını Irak ve Suriye’nin ötesine taşımak için “Vilayet” (Eyalet) sistemini devreye soktu. Dünyanın farklı bölgelerindeki cihatçı grupların biatlarını kabul eden örgüt, bu bölgeleri idari olarak kendisine bağladı.

  • IŞİD-Horasan (ISIS-K): Afganistan ve Pakistan bölgesinde kurulan bu vilayet, örgütün en dirençli ve ölümcül kollarından biri haline geldi. Taliban ve Batı güçleriyle çatışan grup, son yıllarda İran ve Rusya’da gerçekleştirdiği yüksek profilli saldırılarla küresel operasyonel kapasitesini kanıtladı.
  • Afrika Vilayetleri: IŞİD’in Batı Afrika (ISWAP) ve Orta Afrika kolları ile Somali yapılanması, örgütün merkezdeki toprak kaybından sonra stratejik ağırlık merkezini kaydırdığı bölgeler oldu. Özellikle Somali kolu, Doğu Afrika’daki finansal ağları yöneten kritik bir “hub” işlevi gördü.

Terörün Ekonomisi: Finansal Altyapı ve Lojistik

“Kendi Kendine Yeten” Savaş Ekonomisi

IŞİD’in en belirgin farklarından biri, dış bağışlara bağımlı kalmadan kendi iç kaynaklarıyla devasa bir savaş ekonomisi yaratabilmesiydi. 2014-2017 yılları arasında örgüt, tarihin en zengin terör örgütü olarak nitelendirildi.

  • Doğal Kaynakların Sömürüsü: Suriye ve Irak’taki petrol sahaları (Ömer, Tanak, Kayyara), örgütün ana gelir kalemini oluşturdu. IŞİD, ürettiği ham petrolü yerel aracılar vasıtasıyla hem rejim bölgesine hem de muhalif bölgelere satarak günlük milyonlarca dolar gelir elde etti. Ayrıca fosfat ve çimento fabrikaları da gelir havuzuna önemli katkı sağladı.
  • Vergilendirme ve Haraç: Örgüt, kontrolü altındaki nüfustan “zekat”, tarım vergisi, maaş kesintisi ve gümrük vergisi adı altında sistematik haraç toplayarak önemli gelirler elde ederken, Gayrimüslimlerden alınan “cizye” ve tarihi eser kaçakçılığının da örgütün önemli gelir kalemleri arasında olduğu değerlendiriliyor.

Toprak Kaybı Sonrası Finansal Adaptasyon

Teritoryal hakimiyetin sona ermesiyle birlikte IŞİD’in, finansal varlıklarını korumak ve transfer etmek için daha sofistike yöntemlere başvurduğu ve ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, hala 10 ila 20 milyon dolar arasında nakit rezerve sahip olduğu ileri sürülüyor.

  • Hawala ve Para Transfer Ofisleri (MSB): Örgüt, uluslararası bankacılık sisteminin denetiminden kaçmak için geleneksel “Hawala” sistemini ve lisanssız para transfer ofislerini kullanıyor. Özellikle Türkiye, Suriye ve Irak üçgeninde faaliyet gösteren bazı şirketler, bu para trafiğinin merkezinde yer alıyor.
  • Sham Express ve Al-Khatuni Ağı: ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırım listesine aldığı “Sham Express” adlı şirketin, IŞİD’in finansal lojistiğinde kritik bir rol oynadığı ileri sürülüyor. Brukan al-Khatuni ve oğulları tarafından yönetilen bu ağ, Türkiye merkezli gıda ithalat-ihracat şirketinin “Wadi Alrrafidayn” görünümü altında, milyonlarca dolarlık fonu örgüt üyelerine aktardığı da iddialar arasında. Bu şirketler, meşru ticari faaliyetlerle terör finansmanını iç içe geçirerek tespitini de zorlaştırmıştı.
  • Sanal Varlıklar: FinCEN raporları, örgütün ve destekçilerinin bağış toplamak ve sınır ötesi transfer yapmak için kripto paraları (USDT, Bitcoin vb.) giderek daha fazla kullandığını vurguluyor. Sosyal medya üzerinden yürütülen kampanyalar, küçük tutarlı bağışların toplanarak büyük fonlara dönüştürülmesini sağlıyor.

İnsanlığa Karşı Suçlar, Soykırım ve Kültürel Kıyım

Ezidi Soykırımı: 21. Yüzyılın Utancı

Ağustos 2014’te IŞİD’in Irak’ın Sincar (Şengal) bölgesine saldırması, örgütün teolojik sapkınlığının en vahşi tezahürü olan Ezidi Soykırımı ile sonuçlandı. BM Soruşturma Komisyonu ve İnsan Hakları Konseyi raporlarına göre, IŞİD Ezidileri “şeytana tapanlar” olarak yaftalayarak sistematik bir imha politikası uyguladı.

  • Sistematik İnfaz ve Toplu Mezarlar: Örgüt, köyleri bastığında erkekleri ve 12 yaşından büyük erkek çocuklarını kadınlardan ayırdı ve İslam’ı kabul etmeyenleri topluca infaz etti. Sincar bölgesinde şu ana kadar 81’den fazla toplu mezar tespit edildi.
  • Cinsel Kölelik (Sabaya): Binlerce Ezidi kadın ve kız çocuğu, örgüt üyelerine “cariye” olarak dağıtıldı, köle pazarlarında satıldı ve sistematik cinsel şiddete maruz bırakıldı. Bu uygulama, örgüt tarafından yayınlanan “Dabıq” dergisinde teolojik argümanlarla savunuldu ve köleliğin yeniden canlandırılması “kıyamet alameti” olarak yüceltildi.
  • Uluslararası Adalet Arayışı: BM tarafından kurulan UNITAD (IŞİD Tarafından İşlenen Suçların Hesabını Sorma Ekibi), sahadan delil toplayarak yargı süreçlerine destek verdi. Almanya mahkemeleri, evrensel yargı yetkisini kullanarak IŞİD üyelerini soykırım suçundan mahkum eden ilk kararları aldı.

Kültürel Mirasın Yok Edilmesi ve “Kültürel Temizlik”

IŞİD, kontrol ettiği bölgelerdeki binlerce yıllık kültürel mirası “putperestlik” (şirk) ile mücadele adı altında hedef alarak sistematik biçimde imha etti. Bu ağır yıkım, rastgele bir vandalizmden ziyade, bölgenin tarihsel hafızasını silmeyi ve monolitik bir İslami kimlik inşa etmeyi amaçlayan stratejik bir “kültürel temizlik” operasyonuydu.

  • Palmira ve Hatra: Suriye’nin antik Palmira kentindeki Baalşamin ve Bel tapınakları, Roma tiyatrosunun cephesi ve Tetrapylon, patlayıcılarla havaya uçurulurken Irak’taki Hatra ve Ninova antik kentleri de benzer bir yıkıma uğradı.
  • Musul Müzesi ve Kütüphaneler: Musul Müzesi’ndeki Asur ve Hazar dönemine ait paha biçilemez heykeller balyozlarla parçalanırken binlerce el yazması eser yakıldı. Yunus Peygamber (Nebi Yunus) Camii gibi hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar için kutsal sayılan mekanlar dinamitlendi.
  • Propaganda ve Motivasyon: Yapılan “duygu analizi” çalışmaları, IŞİD’in bu yıkımları hem düşmanlarına (Batı ve yerel milliyetçiler) karşı bir gövde gösterisi hem de kendi tabanına “tevhid” inancının saflığını kanıtlama aracı olarak kullandığını gösterirken, taşınabilir tarihi eserlerin uluslararası karaborsada satılarak örgüte finansman sağladığı da biliniyor.

IŞİD’e Karşı Küresel Koalisyon

Küresel Koalisyonun Oluşumu ve Askeri Harekat

IŞİD’in Erbil’e ve Bağdat’a yaklaşması, ayrıca Kobani’deki kuşatma, uluslararası toplumu harekete geçirdi. 2014 sonbaharında ABD liderliğinde kurulan “IŞİD’e Karşı Küresel Koalisyon” (Global Coalition to Defeat ISIS), 80’den fazla ülke ve uluslararası kuruluşun katılımıyla tarihin en geniş kapsamlı terörle mücadele ittifaklarından biri oldu.

  • Hava Harekatı ve Yerel Ortaklar: Koalisyon, sahada doğrudan asker bulundurmak yerine (light footprint), yerel ortakları eğitip donatma ve hava desteği sağlama stratejisini benimsedi. Irak’ta Irak Güvenlik Güçleri (ISF) ve Peşmerge, Suriye’de ise ağırlığını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDF) sahadaki ana muharip unsurları oluşturdu.
  • Dönüm Noktaları:
    • Musul Operasyonu (Ekim 2016 – Temmuz 2017): Dokuz ay süren ve yoğun şehir çatışmalarına sahne olan operasyonla Musul’un geri alınması, örgütün Irak’ta çökertilmesine imkân tanıdı.
    • Rakka’nın Düşüşü (Ekim 2017): Örgütün fiili başkenti Rakka’nın SDF tarafından alınması, hilafet projesinin fiili çöküşünü hızlandırdı.
    • Baghuz Zaferi (Mart 2019): Suriye’nin doğusundaki son IŞİD cebi olan Baghuz’un düşmesiyle örgütün teritoryal varlığı (toprak hakimiyeti) resmen sona erdi.

Türkiye Cephesi: “Lojistik Hat”tan “Savaş Alanı”na

IŞİD’in Türkiye ile ilişkisi, kanlı bir strateji değişikliğinin hikayesidir. 2013-2014 yıllarında Türkiye’yi yabancı savaşçılar için bir “geçiş güzergahı” olarak gören örgüt, Türkiye’nin Uluslararası Koalisyon’a katılması ve İncirlik Üssü’nü açmasıyla strateji değiştirdi. IŞİD yayın organlarında Türkiye artık “Tağut Rejimi” (Allah’ın hükmüyle yönetilmeyen) ilan edilmişti.

2013-2014 yıllarında IŞİD, Türkiye sınırını yabancı savaşçıların geçişi ve malzeme temini için bir “nefes borusu” olarak gördü ve bu nedenle Türkiye içinde büyük çaplı eylemlerden kaçındı. Ancak Türkiye’nin Uluslararası Koalisyon’a aktif katılımı, İncirlik Üssü’nü hava operasyonlarına açması ve sınır güvenliğini artırmasıyla birlikte örgüt. strateji değiştirdi. IŞİD yayın organlarında Türkiye “Tağut” (Allah’ın hükmüyle hükmetmeyen) rejimi olarak nitelendirildi ve “Türkiye Vilayeti” (Wilayat Turkey) vizyonu ortaya atıldı.

Türkiye’deki yapılanma iki ana kolda gelişti:

  1. Yerel Radikalleşme Ağları (Dokumacılar Grubu): Adıyaman merkezli “Dokumacılar” grubu, yerel gençlerin radikalleşerek Suriye’ye gidip eğitim alması ve canlı bomba olarak geri dönmesiyle oluştu. Suruç ve Ankara Gar saldırılarını gerçekleştiren faillerin bu grubun üyeleri olduğu biliniyor.
  2. Yabancı Uyruklu Hücreler (Horasan Bağlantısı): Son yıllarda, özellikle operasyonel baskının artmasıyla birlikte, örgüt Türkiye’deki eylemleri için Orta Asya (Tacik, Özbek, Rus) kökenli militanları kullanmaya başladı. Santa Maria Kilisesi saldırısı iddianamesi, bu grubun IŞİD-Horasan (ISIS-K) ile doğrudan bağlantılı olduğunu ve talimatları Afganistan’dan aldığını ortaya koyuyor.

Kanlı Kronoloji: 2015-2017

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör saldırılarıyla IŞİD’in hedefi oldu:

  • 🔴 Diyarbakır (5 Haziran 2015): 5 Ölü, 400+ Yaralı
    • Seçim öncesi HDP mitingine yapılan bombalı saldırı, örgütün Türkiye’deki etnik gerilimi kaşıma stratejisinin ilk işaretiydi.
  • 🔴 Suruç (20 Temmuz 2015): 33 Ölü, 100+ Yaralı
    • Kobani’ye yardım götürmek üzere toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerine yönelik canlı bomba saldırısında 33 kişi hayatını kaybetti. Bu saldırı, aynı zamanda Türkiye’de “Çözüm Süreci”nin bitişini tetikleyen kırılma noktalarından biri oldu.
  • 🔴 Ankara Gar (10 Ekim 2015): 103 Ölü, 500+ Yaralı
    • “Emek, Barış ve Demokrasi” mitingine yönelik eş zamanlı iki canlı bomba saldırısı, Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör eylemi olarak kayıtlara geçti (103 ölü). İddianamede saldırının talimatının IŞİD’in “sınır emiri” İlhami Balı tarafından verildiği ve amacın siyasi istikrarsızlık yaratmak olduğu bilgisi yer aldı.
  • 🔴 Sultanahmet (12 Ocak 2016): 13 Ölü (Turist)
  • 🔴 İstiklal Caddesi (19 Mart 2016): 4 Ölü
  • 🔴 Atatürk Havalimanı (28 Haziran 2016): 45 Ölü
  • 🔴 Gaziantep Düğün (20 Ağustos 2016): 57 Ölü (Çoğu çocuk)
  • 🔴 Reina (1 Ocak 2017): 39 Ölü

Yeni Tehdit: “Horasan” ve Yabancı Hücreler 

IŞİD sahada toprak kaybetse de tehlike bitmedi, sadece şekil değiştirdi. Son dönemde Türkiye’de gerçekleştirilen operasyonlar ve saldırılar, örgütün IŞİD-Horasan (ISIS-K) kolu üzerinden yeni bir yapılanmaya gittiğini gösteriyor.

Santa Maria Kilisesi Saldırısı: Kodlar Çözülüyor

28 Ocak 2024’te İstanbul Sarıyer’deki Santa Maria Kilisesi’ne yapılan saldırı, örgütün yeni taktiklerini deşifre etti.

  • Failler: Tacikistan ve Rusya uyruklu militanlar.
  • Lojistik: İddianamede saldırıda kullanılan aracın 1 yıl önce Polonya’dan getirilip hiç trafiğe çıkarılmadan saklandığı ve bu ayrıntının “uyuyan hücre”lerin ne kadar sabırlı olabildiğine işaret ettiği vurgulanıyor.
  • Hedef: İddianameye göre hedef sadece kilise değildi; İstanbul’daki sinagoglar ve diğer kiliseler de listedeydi, ancak silah tutukluluk yapınca planlar aksadı.

İtiraflarda Hedefler

MİT operasyonuyla yakalanan ve “Türkiye Valisi” olduğu iddia edilen Kasım Güler’in itirafları kan dondurucu. Güler, örgütün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu gibi siyasi figürlere suikast planladığını, ayrıca LGBTİ+ bireyleri ve Alevileri hedef almayı amaçladığını itiraf etti.

Türkiye’nin IŞİD’le Mücadelesi

Rakamlarla Mücadele (2023-2024)

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın açıkladığı verilere göre, IŞİD terör örgütüne yönelik mücadelenin bilançosu:

Bitmeyen Savaş

IŞİD’in haritadaki “kara lekesi” silinse de zihinlerdeki etkisi sürüyor. Örgüt artık ordularla değil, şifreli mesajlaşma uygulamalarıyla yönetilen “yalnız kurt”larla saldırıyor. Santa Maria saldırısı, “Bozdoğan”, “Yalova” operasyonları gösteriyor ki; Türkiye, sadece sınır ötesindeki değil, metropollerin göbeğindeki bu sinsi tehditle de uzun süre daha mücadele etmek zorunda kalacak.

Benzer İçerikler

spot_img

Son İçerikler

spot_img