12.3 C
İstanbul

Hikâyeleriyle Unutulmaz Yılbaşı Şarkıları

Yayınlanma tarihi:

Yılbaşı müziği denildiğinde, türler ve dönemler değişse de çoğu parçada tekrar eden küçük bir işitsel ayrıntı dikkat çeker. Şarkının arka planına yerleşmiş, neredeyse bilinçaltına hitap eden hafif bir şıngırtı sesi. Zil, çan ya da metalik sesler, yalnızca melodiyi süsleyen unsurlar değil; takvimin değiştiğini haber veren bir ses işareti gibi çalışır. Bu işitsel kod, yılın sonuna yaklaşıldığını fark ettirmeden duyuran ortak bir hatırlatma mekanizması yaratır. Yılbaşı müziğini diğer dönemsel şarkılardan ayıran da tam olarak budur. Belirli bir tarihe, belirli bir duygu hâlini sabitleyen bu tekrar eden sesler, müziği yalnızca dinlenen değil; takvimin yeniden başladığını haber veren bir sese dönüştürür.

Gelin, Beyza Cumbul‘un hazırladığı yılbaşı şarkıları derlemesinden yükselen müziklere bırakalım kendimizi. Okurken kulaklığınızın sesini açmayı unutmayın:) 

Yılbaşı şarkıları çoğu zaman sadece bir kutlamaya eşlik etmez. Bir yılı kapatırken geride kalanları tartan, bitmiş duygulara alan açan ve yeni olana temkinli yaklaşan bir anlatı taşırlar. Bu yüzden her Aralık ayında aynı şarkılar yeniden duyulur. Takvimdeki yıl kısa süre sonra değişecek olsa bile; biten yılın sonuna eşlik eden duygular büyük ölçüde benzer kalır.
Batı dünyasında yılın belirli dönemlerinde aynı şarkıların tekrar edilmesi, pop müzikle başlamaz. Kilise koroları ve Noel döneminde kapı önlerinde şarkı söyleyen carol grupları, müziğin takvimle birlikte hatırlanmasını erken dönemden itibaren yerleştirmiştir. Ancak yılbaşı şarkıları bu dini çerçevede doğmaz. Onlar, kutsallıktan çok vedaya, ibadetten çok hatırlamaya yaslanan daha seküler bir anlatı üzerinden gelişir. Bu ayrım, yılbaşının müzikal dilini Noel repertuarından ayıran temel farkı oluşturur.

Bu geçişi anlamanın en iyi yollarından biri, bugün Noel ve yılbaşıyla neredeyse eşanlamlı görülen Jingle Bells’in hikâyesine bakmaktır. 1857 yılında James Lord Pierpont tarafından yazılan bu parça, aslında ne Noel ne de yılbaşı için bestelenmiştir; ilk icralarının Şükran Günü döneminde yapıldığı kabul edilir. Kızak sesleri ve kış manzaralarıyla kurduğu görsel çağrışımlar nedeniyle zamanla Aralık ayının tamamına yayılan bir mevsimsel şarkıya dönüşmüştür. Günümüzde Jingle Bells, belirli bir güne ait olmadan, yılın kapanışına eşlik eden neşe hâlinin parçasıdır.

Yılbaşı gecesine gelindiğinde müzik bambaşka bir tona geçer. Saatler gece yarısını gösterdiğinde dünyanın pek çok yerinde aynı melodi duyulur: Auld Lang Syne.

Sözleri çoğu zaman eksik ya da yanlış hatırlansa da insanlar el ele tutuşur ve bu şarkıyı söylemeye devam eder. 18. yüzyılın sonunda İskoç şair Robert Burns tarafından yazıya geçirilen bu halk şarkısı, bir başlangıcı değil, vedayı anlatır. “Eski günler” anlamına gelen parça, yılbaşını coşkulu bir açılıştan çok sessiz bir kapanış olarak konumlandırır. Şarkının merkezinde ise “Geride kalanlar unutulmalı mıdır?” sorusu vardır.

Yıl sonu döneminin daha küçük ve sessiz anlarını anlatan güçlü örneklerden biri, Dan Fogelberg’ın 1981 tarihli Same Old Lang Syne parçasıdır.

Şarkı, Noel arifesinde bir markette eski sevgiliyle tesadüfen karşılaşmayı merkezine alır. Burada ne büyük bir yüzleşme ne de romantik bir yeniden başlangıç vardır; geçen zamanın fark edilişi ve geride kalan duyguların sessiz ağırlığı hissedilir. Same Old Lang Syne, yıl sonu döneminin kalabalıklar içinde yaşanan ama çoğu zaman görünmeyen kişisel anlarını yakalayarak, toplu kutlamaların içindeki yalnızlığı açık biçimde görünür kılar. Başlığında ‘Lang Syne’ geçmesi ve finalde ‘Auld Lang Syne’a gönderme yapması, parçanın yıl sonu duygusuyla birlikte anılmasını daha da pekiştirir.

Hissedilen veda duygusu, 20. yüzyılda sahneye taşınır. Radyo ve televizyon yayınları sayesinde yılbaşı, yaşanan bir an olmaktan çıkarak izlenen bir geceye dönüşür. Bu dönüşümün simge figürlerinden biri olarak Frank Sinatra’yı örnek gösterebiliriz. Sinatra, yılbaşını tek bir şarkıyla değil, bir ruh hâliyle temsil eder. Onun repertuvarındaki parçalar doğrudan yılbaşından söz etmez; ancak geçmişi tartan, yaşanmışlıkları kabullenen anlatılarıyla yılın son gecesine doğal biçimde eşlik eder. Sinatra’nın sesiyle girilen yılbaşı gecesi, coşkunun geri çekildiği ve zamanın tartıldığı bir ana dönüşür.

Bahsedilen çizgi, II. Dünya Savaşı yıllarında yayımlanan White Christmas’ta daha da belirginleşir. Irving Berlin tarafından yazılan ve Bing Crosby yorumu ile Guinness’e göre tarihin en çok satan fiziksel single’ı kabul edilen bu şarkı, cephedeki askerler için karlı bir manzaradan çok eve duyulan özlemin sembolüne dönüşmüş; bu nedenle savaş yıllarında güçlü bir duygusal ağırlık taşımıştır.

Savaş döneminde “fazla hüzünlü olup morali düşürebilir” endişesiyle yayın kısıtlamasına gidildiğine dair en net örnek ise BBC’nin, Bing Crosby’nin I’ll Be Home for Christmas kaydını bu gerekçeyle yasaklamasıdır.

1980’lerde yılbaşı şarkıları daha parlak bir estetikle sunulsa da taşıdıkları duygular hâlâ kırılgandır. ABBA’nın Happy New Year’ı, başlığının aksine saf bir kutlama değildir. Soğuk Savaş’ın yarattığı küresel belirsizlik atmosferinde yazılan sözler, geleceğe dair umutla geçmişe duyulan tedirginliği yan yana getirir. Bu anlatı, otomatik bir mutluluk vaadi olmanın dışına çıkarak belirsizliklerle dolu bir geçiş hissi yaratır.

Benzer bir temkinli iyimserlik, The Zombies’ın 1968 tarihli This Will Be Our Year parçasında da görülür. Şarkı, yeni yılı yüksek sesli bir sevinçle karşılamaz; umudu neredeyse fısıltıyla dile getirir. Gelecek, kesin bir zafer değil, kırılgan bir ihtimal olarak ele alınır. Bu yaklaşım, yılbaşını mutlak bir başlangıçtan ziyade dikkatle adım atılan bir eşik gibi hissettirir. This Will Be Our Year, yıl sonu müziğinin salt neşe ötesinde ölçülü bir beklentiyi de taşıyabildiğini gösteren zarif Avrupa örneklerinden biridir.

Aynı dönemde yayımlanan Last Christmas ise bu kırılganlığı bireysel bir hikâye üzerinden anlatır. Wham! tarafından seslendirilen ve George Michael tarafından yazılan parça, yılbaşından çok bitmiş bir aşkın ardından gelen fark edişe odaklanır. Şarkı, Noel dönemini bir zaman işareti olarak kullanır; ancak odağı kutlamadan çok kişisel bir kayıp anlatısıdır.

Parça, yayımlandığı hafta Birleşik Krallık listelerinde Band Aid’in yardım single’ı Do They Know It’s Christmas? ile aynı döneme denk geldi. Wham!, Noel haftasında birinciliği bu yardım projesine kaptırınca, Last Christmas’tan elde edilen tüm telif gelirlerini Etiyopya’daki kıtlık yardımlarına bağışlayarak; şarkının çıktığı dönemin ruhunu da içine alan ayrı bir anlam katmıştır.

Bu detay ayrıca anlamlıdır; çünkü George Michael, aynı hafta listelerin zirvesinde yer alan Band Aid projesinde yer alan dönemin yıldız isimlerinden biri olarak, 1984 Noel döneminin hem kişisel hem de kolektif anlatılarında doğrudan rol üstlenmiştir.

Bu melankolik damar, Amerikan müziğinde Blue Christmas ile karşılık bulur. Özellikle Elvis Presley yorumu ile bilinen bu parça, Noel dönemini coşkulu bir birliktelikten çok eksiklik hissi üzerinden anlatır.

Yılın son günlerinin herkes için mutlu olmadığı gerçeğini saklamaz. Bahsedilen melankolinin belki de en sert ve gerçekçi anlatılarından biri, Merle Haggard’ın 1973 tarihli If We Make It Through December parçasıdır. Şarkı, yıl sonunu romantik olmanın ötesinde maddi ve duygusal bir sınav olarak ele alır. İşini kaybetmiş bir babanın gözünden anlatılan hikâyede, takvimsel değişime ulaşabilmek bile başlı başına bir başarıya dönüşür. Burada yıl sonu, umutla birlikte ayakta kalma çabasının sürdüğü bir dönemdir. If We Make It Through December, yılbaşı müziğinin hayatta kalma hikâyeleri de taşıyabildiğini açıkça gösterir.

Yıl sonunun sessizce geri çekilen yüzünü temsil eden parçalardan biri, Joni Mitchell’ın River adlı şarkısıdır. Parça, yeni yılı karşılamaktan çok bulunduğu yerden uzaklaşma arzusunu anlatır. Kalabalıklar ve dönemsel beklentiler karşısında, başka bir yere akma isteği hissedilir. River, yıl sonunu yüksek ses yerine bireyin kendine mesafe kurmak istediği bir zaman aralığı gibi ele alır. Bu yönüyle şarkı, yılbaşı döneminin herkes için aynı duyguda yaşanmadığını en sade ve içe dönük biçimde hatırlatır.

Yıl sonu müziği zaman zaman itirazla da şekillenir. John Lennon ve Yoko Ono imzalı Happy Christmas (War Is Over), Noel ve yılbaşı döneminin birlik hissini politik bir sorumluluk çağrısına dönüştürür. Bu şarkıda yıl sonu, bir kutlamadan çok bir karar anı olarak çerçevelenir.

Benzer bir sert gerçekçilik, Fairytale of New York’ta da görülür. Bu itiraz, her zaman doğrudan sloganla değil; bazen yılbaşı anlatısının içini boşaltan hikâyelerle dile gelir.

Bu itirazcı hattın en belirgin örneklerinden biri, U2’nun 1983 tarihli New Year’s Day parçasıdır. Şarkı, Polonya’daki Solidarność (Dayanışma) hareketinden ilham almıştır ve yeni yılı bir rahatlama ya da kutlama anı olarak ele almayarak, sürdürülmesi gereken bir irade ve sorumluluk alanı olarak konumlandırır. New Year’s Day, yılbaşını süslenen bir takvim gecesinden çıkarır; ertesi gün de devam etmesi gereken bir duruşu hatırlatan politik bir dönüm noktası hâline getirir. Bu yönüyle şarkı, yıl sonu müziğinin duygusallığın yanında etik bir yük de taşıyabileceğini gösterir.

Bu itirazcı tavrın daha gündelik örneklerinden biri, The Pogues ve Kirsty MacColl ortaklığındaki Fairytale of New York’tur. Parça, yılbaşını romantik bir sahne olarak kurmak yerine sarhoşluk, kavga ve hayal kırıklığı gibi “kutlamanın dışarıda bıraktığı” gerçeklikler üzerinden anlatır. Böylece şarkı, yılbaşının yalnızca ışıltıdan ibaret olmadığını da hatırlatan bir örnektir.

Yıl sonu müziğinin bir diğer yüzü ise, tekrar ve dolaşım üzerinden güçlenen ana akım pop şarkılarında görülür. Mariah Carey’nin All I Want for Christmas Is You adlı parçası, bunun en sağlam örneklerinden biridir. 1994’te yayımlanan parça, ilk çıkışında dönemin pop hitlerinden biri olarak karşılık bulsa da, bugünkü kültürel ağırlığını ancak dijital çağ sonrasında kazandı.

Aradan geçen otuz yıl içinde her Aralık ayında yeniden dolaşıma girerek, bir dönem şarkısı olmaktan çıkıp Noel’in tanımlayıcı ve vazgeçilmez müziklerinden birine dönüştü. Parça, kişisel bir dilek anlatısı kuruyor gibi görünse de, zamanla bireysel duygudan çok takvimle tetiklenen yaygın bir dinleme alışkanlığının parçası hâline gelmiştir. Bu nedenle All I Want for Christmas Is You, yıl sonu müziğinin yalnızca duygusal değil; aynı zamanda ekonomik ve algoritmik bir devamlılık olarak da işlediğini gösterir.

Yıl sonu müzikleri, sosyal medyanın etkisiyle dinlemenin ötesine geçerek dans ve beden hareketleriyle tekrar tekrar üretilen içeriklere dönüşmüştür. Bu açıdan K-Pop paylaşımları dikkat çekicidir. Bunun en belirgin örneklerinden biri, EXO’nun The First Snow adlı parçasıdır. 2013 yılında yayımlanmış olmasına rağmen şarkı, her yıl ilk kar yağdığında veya Aralık ayı geldiğinde Güney Kore müzik listelerinde yeniden yükselir ve sosyal medyada sayısız kısa video ile dolaşıma girer.

The First Snow, takvime bağlı olarak her yıl aynı dönemde tekrar hatırlanan, kuşaklar arası dolaşımı olan bir yılbaşı klasiğine dönüşmüştür. Şarkının yavaşlatıcı temposu ve nostaljik tonu, yılın kapanışına eşlik eden bir atmosfer yaratırken; sosyal medyada üretilen dans challenge’ları büyük koreografilerden çok küçük jestlere dayanır. Böylece parça, yıl sonu duygusunu yalnızca işitsel değil; farklı K-pop idolleri ve sosyal medya kullanıcıları tarafından dans challenge’ları aracılığıyla yaygınlaşan, katılımla çoğalan bir trend hâline gelmiştir.

Aynı dönemin daha gürültülü ve itirazkâr yüzünü ise Stray Kids’in Christmas EveL’i temsil eder. Şarkının adı, Noel arifesini ifade eden “Eve” kelimesi ile “Evil” (kötücül) kelimesi arasında kurulan bilinçli bir kelime oyununa dayanır. Bu başlık tercihi, parçanın daha en başından yılbaşına ve Noel dönemine atfedilen zorunlu neşe beklentisini tersyüz eden ironik tavrını açık eder.

Christmas EveL, coşkulu kutlama anlatısını sahiplenmek yerine onunla alay eden bir dil kurar; müzik, sözler ve performans bir araya gelerek yıl sonunu herkes için otomatik bir mutluluk anı olarak sunan beklentiye mesafeli, hatta karşıt bir duruş sergiler.

Bütün bu örnekler, yılbaşı şarkılarının neden her yıl geri döndüğünü açıklar. Şarkılar çoğu zaman değişmez; değişen, onları dinleyenlerin hikâyeleridir. Yılın sonu yaklaştığında aynı melodilerin yeniden duyulması, belki de tam olarak bu yüzden kaçınılmazdır. Çünkü yıl sonunda, isteğimizle değişmesini umduklarımız kadar, geçen yıl içinde istemeden değişenleri anlamaya çalışmanın yoruculuğuyla değişmeyene tutunma ihtiyacı hissederiz.

Benzer İçerikler

spot_img

Son İçerikler

spot_img