9.6 C
İstanbul

Geçmiş Günler Gelecek mi?: ANEMOIA

Yayınlanma tarihi:

Elif Şahin Karaçam geçmiş, bugün ve gelecek arasında gidip gelen karmaşık bir labirente davet ediyor bu dosyasında. “Geçmiş günler gelecek mi?” diye sorarken, dijital dünyanın hiç sahip olmadığımız bir anıyı kaybetme hissini hafızamıza nasıl ince ince sızdırdığının peşine düşüyor. Çoğumuzun zaman zaman hissettiğimiz, adını koymakta güçlük çektiğimiz o duygunun “anemoia” nın derinliklerine girmeye hazır mısınız?

Hiç Sahip Olmadığımız Bir Anıyı Kaybetmek

Dijital dünya bize sadece bilgi vermiyor; bize, her türlü kirden arındırılmış rafine bir geçmiş pazarlıyor. Bir nevi hafızamızın küratörlüğünü yapıyor.

Ah, içimde taşıdığım ve benim dışımda var olmayan o ölü geçmiş!
— Fernando Pessoa

DİJİTAL dünyanın pürüzsüzlüğünden, pikselleri sayılan o karlı anılara kaçış: Hiç sahip olmadığımız bir geçmişi özlemek mümkün mü?

Hiç gitmediğiniz bir şehrin sokaklarını, hiç tanışmadığınız insanların sesini özlemeyi, sahip olmadığınız bir anıyı kaybetmenin acısını nasıl açıklarsınız? Ya da tarihin en teknolojik çağında nefes alırken pikselleri sayılan VHS kaset estetiğine ve karlı görüntülerine sığınmayı?

Dijital dünyanın pürüzsüzlüğünden, pikselleri sayılan o karlı anılara kaçış: Hiç sahip olmadığımız bir geçmişi özlemek mümkün mü?

Hoparlörden yayılan o puslu plaktan gelen iğne cızırtısında, 70’lerin o samimi mahalle sofraları gözümüzde tütüyor. Elimizde, yeşilin ve mavinin birbirine karıştığı bakir bir kıyı kasabasının sararmış fotoğrafı. Henüz 90’ların beton istilasına uğramamış görüntüye bakarken burnumuzun direği sızlıyor.

Aslında hepimizin zaman zaman hissettiği ama adını koyamadığı bu duygu, psikoloji literatüründe zarif bir adla yerini almış: Anemoia. John Koenig tarafından türetilen bu sözcük, köklerini Antik Yunanca “ánemos” (rüzgâr) ve “nóos” (zihin) sözcüklerinden alıyor.

Dictionary of Obscure Sorrows tarafından kavramsallaştırılan bu terim, hiç yaşanmamış, hiç gidilmemiş bir geçmişe duyulan o derin özlem ve melankoliyi temsil eder. Kendi çocukluğunuza değil, siz doğmadan önceki bir dünyaya duyulan hasrettir bu. Siyah-beyaz karelerdeki insanların hayatlarına duyulan bir merakla başlar; o insanların tozlu yolların kenarında oturup geçip gidenleri izlemesine, verandalarda yapılan derin sohbetlere ve çitlerin üzerinden birbirine laf atan komşuların samimiyetine duyulan bir özlemdir.

Burada doğadan ödünç alınan büyüleyici bir benzerlik var: Anemozis. Sert hava akımları nedeniyle bir ağacın gövdesinin geriye doğru eğilip rüzgâra yaslanarak büyümesi… Anemoia da zihnimizde tam olarak bunu yapıyor. Modern çağın hızı ve dijital gürültüsü üzerimize sert bir rüzgâr gibi eserken, zihnimiz tıpkı o ağaç gibi geriye, yaşanmamış bir geçmişin sükunetine yaslanıyor. Hiç yaşanmamış, hiç gidilmemiş bir geçmişe duyulan bu derin melankoli, aslında bugünün fırtınasından korunma biçimimiz.

Patologia Helvetica

Nostalji; 17. yüzyılda İsviçreli askerleri yatağa düşüren, kalpten beyne vuran bir gurbet patolojisiydi.

Bugün retro kafelerden plak dükkanlarına kadar her yerde karşımıza çıkan nostalji, 17. yüzyılda tıp dünyası için romantik bir duygudan ziyade korkutucu bir hastalıktı. Terim ilk kez 1688 yılında İsviçreli Doktor Johannes Hofer tarafından, gurbetteki İsviçreli paralı askerlerin durumunu tanımlamak için kullanıldı. Yunanca nostos (eve dönüş) ve algos (acı) sözcüklerinin birleşimi olan bu hastalık, o dönemde fiziksel bir patoloji olarak görülüyordu.

Dönemin hekimlerinden Scheuchzer, bu durumu tamamen fiziksel bir mekanizmayla açıklıyordu: Alplerden gelen askerlerin maruz kaldığı ani atmosferik basınç değişimleri, kanın kalpten beyne doğru aşırı bir basınçla itilmesine neden olarak iştahsızlık ve yüksek ateş yaratıyordu. 20. yüzyıla kadar melankoliyle eşdeğer tutulan bu gerileme hali, günümüzde ise paradoksal bir ikilik olarak tanımlanıyor: Hayali dönüşün sevinci (nostos) ve geçmişin ulaşılamaz olduğu gerçeği (algos).

Modern çağda bu hisse sığınmamızın ardında dokunsal nostalji yatar. Dijital dünyanın pürüzsüz ve sürtünmesiz yapısının aksine plaklar veya eski daktilolar bize somut bir duyusal gerçeklik sunar. Nörolojik olarak bu objelerle kurulan bağ, beynimizin dokunma ile ilgili bölgesi olan birincil somatosensoriyel korteksi uyararak bizi modern zamanın uçuculuğundan koruyan bir duyusal çapa görevi görür.

Beyniniz Güvenilmez Bir Anlatıcıdır

Dijital dünya bize sadece bilgi vermiyor; sosyal medya aracılığıyla her türlü kirden arındırılmış, rafine bir geçmiş pazarlıyor. Bir nevi hafızamızın küratörlüğünü yapıyor. Ancak beynimiz de bu küratörlüğe dünden razıdır. Belleğimizde sönükleşen duygu eğilimi (fading affect bias) denilen mekanizma sayesinde geçmişin gerçek yorgunluğu ve acı verici detayları elenirken, geriye sadece arzulanabilir taraflar kalır. Psikolog Daniel Kahneman’ın tanımladığı gibi; o günlerin tozunu yutan deneyimleyen benliğimizin yerini, geçmişi sadece en estetik zirveleriyle kurgulayan hatırlayan benliğimiz alır.

Bu perspektifte geçmiş, sınırları belli ve sonu çoktan yazılmış güvenli bir limandır. O fotoğraflardaki insanların hikayeleri bitmiştir; artık hiçbir şeyin kötüye gitme riski yoktur. Modern hayatın bitmek bilmeyen akışına karşı geçmiş, dalgaların erişemediği berrak bir gelgit havuzu gibidir. Orada zaman durur, her şey kristal bir netlik kazanır ve biz o durgun suya baktığımızda aslında kendi yansımamızı görürüz.

Bu yaşanmamış geçmişe sığınmak, aslında beynimizin medial prefrontal korteks üzerinden yürüttüğü onarıcı bir savunma sistemidir. Yani beynimiz için hiç var olmamış ama her zaman sığınılabilir bir ütopya görevi görür. Ancak bu his bizi, her şeyin geri dönülmez şekilde kötüye gittiğine dair karamsar bir inanç olan deklinizm yani çöküşçülük tuzağına düşürmemelidir. Anemoia, bir tür kültürel empatinin yan ürünüdür. İzlediğimiz filmler, 80’lerin İstanbul’u veya radyo cızırtıları beynimizin bilişsel filtrelerini aşarak doğrudan ödül merkezimize sızan birer duyusal geçit işlevi görür.

Tüm bu ütopya arasında kritik bir soru kalır: Başkalarının anılarının gölgesinde serinlerken kendi zamanımıza yabancılaşıyor olabilir miyiz? Mesele, tarihin o sessiz ülkesinden getirdiğimiz huzuru, tam şu anın zorluğunu çeken deneyimleyen benliğimize bir güç olarak aktarabilmektir. Çünkü araştırmalar, bu tür bir kültürel sükunetin bizi hayata karşı bir yaklaşım motivasyonu ile doldurduğunu kanıtlıyor.

Kierkegaard’ın söylediği gibi, hayat ancak geriye doğru anlaşılabilir; ama ileriye doğru yaşanmak zorundadır. En güzel nostalji, bir gün mutlulukla hatırlayacağımız “şimdiyi” yaşamanın hakkını vermektir; o anı sadece izlemekle kalmamak, içinde nefes almaktır.

Zaten insan, sadece ayak bastığı ana değil, hayal edebildiği her zamana ait değil midir?

Bu dosyanın oluşturulmasında Gemini ve NoteBookLM den de destek alınmıştır.

 

Kaynakça

  1. Barrett, F. S., & Janata, P. (2016). Memory and reward systems coproduce ‘nostalgic’ experiences in the brain.
  2. Isaias, M., et al. (2025). Diverging Paths to the Self: The Distinct Psychological Roles of Nostalgia and Declinism in Personal Growth. MDPI / PMC.
  3. Kamb, S. (2021). Be Careful of the Past You Never Knew (Nostalgia vs. Anemoia). Steve Kamb Blog.
  4. Koenig, J. (2012). Anemoia: Nostalgia for a Time You’ve Never Known. The Dictionary of Obscure Sorrows.
  5. Leavitt, C. (2025). How Nostalgia Jumpstarted Connections for Me. Psychology Today.
  6. Luo, Y. L. L., et al. (2022). Patterns of brain activity associated with nostalgia: A social-cognitive neuroscience perspective.
  7. Oba, K., et al. (2015). Memory and reward systems coproduce ‘nostalgic’ experiences in the brain. PubMed / PMC.
  8. Sedikides, C., Wildschut, T., & Baden, D. (2004). Nostalgia: Conceptual Issues and Therapeutic Potential. University of Southampton.
  9. Subramaniam, A. (2021). What Psychology Tells Us About the Nostalgia Paradox. Psychology Today.
  10. Subramaniam, A. (2022). The Nostalgic Pull of Old Technology. Psychology Today.
  11. Van Tilburg, W. A. P., et al. (2025). Nostalgia Is Important for Social Connection and Self-Identity. Psychology Today.
  12. Vess, M., et al. (2012). Nostalgia as a Resource for Psychological Health and Well-Being.
  13. Xue, S., et al. (2024). Emotion and cognition: On the cognitive processing model of nostalgia. Frontiers in Psychology.
  14. Yang, Z., et al. (2023). Can Good Memories of the Past Instill Happiness? Nostalgia Improves Subjective Well-Being by Increasing Gratitude. PMC

Benzer İçerikler

spot_img

Son İçerikler

spot_img