8.7 C
İstanbul

Karadeniz’in Dik Başlı Çocuğu: Zonguldak

Yayınlanma tarihi:

Karadeniz’in coşkun, hırçın doğası, her biri kendi hikâyesini yazan kentleri barındır bağrında. Her karışına hüzün, kan ve gözyaşı karışmış bu coğrafyanın dik başlı çocuklarındandır Zonguldak. Elif Şahin Karaçam anlatıyor…

Bir zaman tünelinde, emeğin en yalın hali ile tanışmak üzereyiz. Karşımızda duran, Türkiye’nin en güzel, bir o kadar da zorlu kıyı şehri… Burada ne Bodrum’un beyazını ne de İstanbul’un yorgun ihtişamını göreceğiz. Cumhuriyet’in ilk kentine, bir devrin omurgasına giriyoruz. Her santimi alın teri ile yoğrulmuş o toprağa ayak basıyoruz. Ve ne yazık ki, tüm o büyük emekçiler gibi kendi kaderine terk edilmiş bir kentin derin hüznünü, onur mücadelesini paylaşıyoruz. Siyahın, beyazdan daha aydınlık olduğu Zonguldak’tayız.

Kömürün Şekillendirdiği Bir Kimlik

Kente yaklaştığımızda bizi ilk karşılayan şey o ağırbaşlı endüstriyel silüeti. O hafif is kokusu, kentin nasıl var olduğunu hatırlatıyor.

Burada hayat, yerin katmanları üzerinden okunur. Sokakta yürüdüğünüzde, bastığınız toprağın altında binlerce insanın ter döktüğünü bilmek, insanda tarif edilemez bir saygı uyandırır. Zonguldaklı için maden, sadece bir iş kapısı değil; bir kimlik, bir aidiyet ve hatta bir kader ortaklığıdır.

Türkiye’nin modernleşme serüveninin en sessiz ama en sadık tanığıdır. Burası sadece yerin altından kömürün çıkarıldığı bir yer değil, bir kültürün, bir direncin ve sarsılmaz bir emeğin inşa edildiği kaledir.

Peki, Zonguldak sadece maden mi? Elbette hayır. Karadeniz’in en hırçın dalgaları burada kıyıları döverken, arkadaki dik yamaçlar sanki bu kenti korumak istercesine yeşile bürünür. İnsan emeği ile açılan yüzlerce kilometrelik tüneller (galeri) ve doğa ananın gücü ile meydana gelen mağaralarıyla bir yeraltı labirentini andıran bu kent, doğanın cömertliğini yerin üstünde de sergiler. Gökgöl Mağarası’nın kristal sessizliğinden, Filyos’un antik fısıltılarına kadar her köşe başında başka bir hikâye gizlidir. Türkiye’nin ağır sanayi hamlesinin lokomotifi, işçi sınıfının ise kalbidir. Bu kentte her akşam batan güneş, aslında yerin altından, harcadığı emeğin onuruyla çıkan bir emekçinin sevincine eşlik eder.

Ziyaret ettiğiniz bir mekânın duvarında bareti ve kömür karası yüzüyle bir madenci fotoğrafı mutlaka görürsünüz. Bu fotoğraf, sadece geçmişi değil, emeğin gururunu da yansıtır. Bu kentte sosyoloji, kitap sayfalarında değil asansörle yerin altına inen kafeslerde başlar.

Grevden Greve Değil, Günden Güne Direniş

Buranın insanı için madencilik bir meslekten fazlasıdır, dünyanın en büyük kader ortaklığıdır. Yer altında ışığın süzülmediği dar galerilerde, yanındaki arkadaşının nefesini duymak hayata tutunmaktır. Bu durum, kentte eşine az rastlanır bir dayanışma kültürü doğurmuştur. Zonguldak insanı serttir ama merttir; kömürün karasına inat, kalbi en şeffaf olanlardandır.

Tarihi Zonguldak-Ankara Büyük Madenci Yürüyüşü

Sokaklarında yürürken sadece binaları görmezsiniz, bir mücadelenin ayak izlerini de duyarsınız: 1960’lı yılların ikinci yarısında yaşanan işçi grevleri, 1991’deki o meşhur büyük madenci yürüyüşü, bu şehrin genetiğine işlenmiştir.

Kent, hakkını ararken de acısını yaşarken de tek vücut olmayı bilir. Maden faciaları en büyük yarasıdır; her siren sesi, her sessiz bekleyiş kolektif hafızasına yeni bir çentik atar.

Eski E.K.İ* (Ereğli Kömür İşletmeleri) lojmanları, Fransız mimarisinden esintiler taşıyan dik çatılı evleri, sosyal tesisleriyle burası bir dönem Türkiye’nin en modern, en kozmopolit kentlerinden biriydi. Sinemalar, tenis kortları ve balolar, kömür tozunun hemen yanı başında yükselirdi. Bugün bu yapılar biraz yorgun, biraz hüzünlü olsa da kentin kültürel katmanlarını hala ayakta tutuyor.

Silüetini, alışılmış gökdelenler değil, geçmişten bugüne çalışan-çalışmayan maden tesisleri (varagel hatları, kömür yıkama tesisleri olan lavuar kuleleri, kuyu moletleri vb.) oluşturmuştur. Kentin göbeğinde yükselen bu devasa beton yapılar, kimine göre sadece eski birer kalıntı, kimine göre ise bir dönemin ekonomik bağımsızlık anıtlarıdır. Bir zamanlar binlerce işçinin aynı vardiya düdüğüyle nasıl tek bir nefes olduğunu hatırlatır.

Yıkılan Lavuar Tesislerinden geriye kalan kuleler

Madenin karanlığından kafanızı kaldırdığınızda sizi Karadeniz’in o hırçın, lacivert suyu selamlar. Deniz, Ege’deki gibi uysal bir sevgili değil, zorlu bir dosttur. Kapuz Plajı’nda ya da kayalıkların arasındaki Kızlar Plajı’nda otururken, sırtınızı yasladığınız o dik yamaçların içinde hala kömür damarlarının uzandığını bilirsiniz. Bu, dünyada eşine az rastlanır bir tezattır: Ayağınız mavilikte, aklınız siyahın derinliğindedir.

Kapuz ve Tersane Plajı

Bir Kentten Fazlası, Bir Hafıza Merkezi

Kenti anlamak için sadece sokaklarında yürümek yetmez. O isli havayı bir kez ciğerlerinize çekmeniz, bir maden fenerinin aydınlattığı o dar yolu hayal etmeniz gerekir. Çünkü bu kentte her parıltı, aslında bir alın terinin yansımasıdır.

Ancak şehrin hikâyesi sadece yerin altındaki kömür damarlarıyla sınırlı değil. Karadeniz’in hırçın sularına doğru uzandığınızda, karşınıza tarihin en zarif fısıltısı çıkacak: Filyos. Miletoslu denizcilerin bıraktığı izlerden Roma’nın görkemli tiyatro basamaklarına, Karadeniz’in en dramatik gün batımına ev sahipliği yapan kalesinden o huzurlu sükûnetine kadar, bu balıkçı kasabasının anlatacak çok şeyi var.

Bir sonraki yazıda emeğin başkentinden, tarihin maviye açılan kapısına geçmeye hazır olun.

Yazının hazırlanması sürecinde, engin madencilik bilgisi ve 40 yıla yakın tecrübesiyle değerli katkılar sağlayan Maden Mühendisi Birol Karaçam’a teşekkürlerimi sunarım.

KAYNAKÇA:

Avşaroğlu, N. (2023). Satılmış Tepe ve Mehmet Çavdar: 1965 Zonguldak Kozlu Grevi.

Koçak, M. H. (2019). Zonguldak Büyük Madenci Yürüyüşü. Bağımsız Maden İş Arşivi. Erişim Adresi

UİD-DER (İşçi Dayanışması Derneği). “Zonguldak Madencilerinin Grevi ve Büyük Ankara Yürüyüşü”. Erişim Adresi

Makar, M. / Politeknik. “Zonguldak Madencilik ve Kent Kültürü Hafızasına: #OdaMaDokunma”. Erişim Adresi

Özgür Halkın Sesi. “Gazipaşa Yaya Caddesi Olsun”. Erişim Adresi

Tempo Gazetesi. “Zonguldak Madenleri Fransızlardan Nasıl Alındı?”. Erişim Adresi

* Ereğli Kömür İşletmeleri (EKİ) & TTK Tarihçesi. 1957’de kurulan EKİ’nin 1983 yılında Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) devredilmesine dair

Benzer İçerikler

spot_img

Son İçerikler

spot_img