28.4 C
İstanbul

Lübnan’ın Görünmez Cephesi: Ekosid ve Kaplumbağaların Sessiz Direnişi

Yayınlanma tarihi:

Ağustos 2026’dayız. Lübnan toprakları, yıllardır süregelen sistematik bir yıkımın, uluslararası hukukun sınırlarını zorlayan bir “doğa kırımının” (ekosid) gölgesinde nefes almaya çalışıyor. Ancak bu karanlık tablonun ortasında, Haziran sonu Beyrut’un kuzeyindeki Jbeil sahilinde yükselen sevinç çığlıkları, bize unutulmaya yüz tutmuş bir gerçeği hatırlatıyor: Doğa, en ağır kuşatmalar altında bile direnir. Tamer Durak, Lübnan’a farklı bir perspektiften bakıyor…

Terk edilmiş jet skiler ve plastik şezlongların arasında, bir grup gönüllü beyaz kumlara diz çökmüş. Sadece birkaç dakika önce, nesli tükenmekte olan bir iribaş deniz kaplumbağasının (loggerhead) gece boyu sessizce kıyıya bırakıp gittiği yumurta kümesini keşfetmişler. Bu keşif, güneyden yükselen fosfor dumanları ile kuzeyin kırılgan neşesi arasındaki o keskin tezatı simgeliyor. İnsanlar neden bombalar yağarken arılarını beslemek veya bir kaplumbağa yuvasını çitle çevirmek için hayatlarını riske atar? Bu, sadece bir çevre koruma meselesi mi, yoksa yok oluşa karşı sivil bir başkaldırı mı?

Kaosun Ortasında Bir Yaşam Belirtisi ve “Terapi” Olarak Direniş

Lübnan’ın en bilinen yaban hayatı kurtarıcılarından Rami Khashab için bu yuvaları bulmak, biyolojik bir veri kaydetmekten çok daha fazlası. Khashab, 2023’ten beri süregelen ve 2026’nın bu ağır günlerinde dahi dinmeyen çatışmaların ortasında yeni bir yaşam belirtisi aramanın “bir terapi” olduğunu söylüyor. Bu, ülkenin geneline yayılan kaosu dengeleyen psikolojik bir savunma mekanizması.

Yeşil Güneyliler (The Green Southerners) derneği başkanı Hisham Younes’a göre, insanların en tehlikeli anlarda bile topraklarına geri dönüp hayvanlarını beslemesi, ekosistemi korumaya çalışması, aslında sessiz ama derinden bir direniş biçimi. Bir canlıyı yaşatmak, her şeyin yok edildiği bir ortamda “ben hala buradayım ve burası hala canlı” demenin en insani yolu.

Çevre Hafızasının Hedef Alınması: Mona Khalil’in Mirası

Lübnan’da doğayı korumak sadece teknik bir iş değil, bir hafıza savaşı. Bu hafızanın en güçlü simgesi, Mansouri sahilindeki kaplumbağaları korumaya ömrünü adayan Mona Khalil’di. Khalil’in “Orange House” (Turuncu Ev) olarak bilinen evi, İsrail saldırılarının hedefi oldu. Khalil, 4 Haziran 2024’teki saldırıda ağır yaralandı ve 19 Haziran’da hayatını kaybetti.

Khalil’in ölümü rastlantısal bir “çatışma kaybı” değil. Halefi Fadia Jomaa’nın da vurguladığı gibi, Khalil her savaşta çevresel tahribatı sistematik olarak belgeleyen bir isimdi. Çevre koruma figürlerinin hedef alınması, bir ülkenin ekolojik hafızasının ve toprağa bağlılığının yok edilmesi çabasıdır. Jomaa, onun şu vasiyet niteliğindeki sözlerini hala kulaklarında taşıyor:

“Birkaç yıl önce bana şöyle demişti: ‘Artık yoruluyorum. Deniz artık sizin önünüzde… Sahile gidin, neler yapabileceğinizi kanıtlayın ve bu işi devam ettirin.'”

Sistematik Bir Savaş Suçu: Ekosid (Doğa Kırımı)

Lübnan’daki çevresel yıkım, çatışmaların istenmeyen bir yan etkisi değil; bilinçli bir “yakılmış toprak” (scorched earth) politikasının sonucudur. Ekosid, yani doğa kırımının sistemli hali, bu süreci tanımlayan en doğru terim.

  • Veriler ve Kimyasal Saldırılar: Ekim 2023’ten bu yana 50.000 hektardan fazla arazi, beyaz fosfor ve glifosat içerikli herbisit (bitki öldürücü) saldırılarıyla zehirlendi. Bu maddeler sadece bitki örtüsünü değil, su kaynaklarını ve gıda sistemini de on yıllar boyu onarılamayacak şekilde tahrip ediyor.
  • Toprak Koruyucularının Katli: Bu yıkımı belgeleyenler doğrudan namlunun ucunda. 1 Mayıs 2025’te fosfor saldırılarını dökümante ederken öldürülen Osama Farhat ve 31 Mayıs 2026’da evi bombalanarak katledilen Yeşil Güneyliler üyesi Mohammad Skaf, Lübnan’ın “toprak şehitleri” olarak tarihe geçti.
  • Uluslararası Hukuk: Uzmanlar, ormanların ve biyoçeşitliliğin bu denli birikimli bir şekilde yok edilmesinin, uluslararası hukukta bir savaş suçu sayılması gerektiğini savunuyor.

Son Ana Kadar Şefkat: Gazeteci Amal Khalil’in Kaplumbağası

İnsanlığın ve doğa sevgisinin en uç noktasını, 22 Nisan 2026’da bir saldırıda katledilen gazeteci Amal Khalil’in öyküsünde görüyoruz. Kız kardeşi Zainab Khalil onu, “kendinden önce her zaman hayvanları düşünen biri” olarak tanımlıyor.

Amal, öldürüldüğü gün Al-Tiri yakınlarında ilerlerken yolda bir kaplumbağa gördü. Etrafında bombalar patlarken, o küçük canın ezilmemesi için aracını durdurup kaplumbağayı güvenli bir yere taşıdı. Bu eylemden kısa bir süre sonra hedef alınan Amal, son nefesinde bile bir yaşamı kurtarmanın asaletini taşıyordu. Bu, savaşın vahşeti karşısında bireysel şefkatin ne kadar direngen olabileceğini gösteren unutulmaz bir simge haline geldi.

Sınır Tanımayan Tehdit: Gıda Sistemlerine ve İnsanlara Saldırı

Çevresel yıkım, aynı zamanda bir gıda egemenliği savaşı. Mayıs ayında Halta köyünden zeytinliklerine bakmaya giden çiftçilerin kaçırılması, Lübnan’daki tarımsal sürekliliğe yönelik doğrudan bir darbedir. Bachar Abu Saifan’ın da belirttiği gibi, bu sadece Lübnan’a özgü bir durum değil; işgal altındaki Filistin topraklarında ve Suriye’de de uygulanan, “toprağın insanlarını” yerinden etme stratejisidir. Toprağı işlemek ve korumak, bugün bu coğrafyada hayati tehlike içeren politik bir eyleme dönüşmüş durumda.

Geleceğe Bakış: Bambu Çubuklarla Tutulan Nöbet

Bugün Güney Lübnan’ın büyük bir kısmı askeri işgal ve saldırılar nedeniyle erişilemez olsa da, Fadia Jomaa gibi gönüllüler durmuyor. Rmeileh sahilinde, ellerindeki ince bambu çubukları kumun derinliklerine batırarak yumuşak noktaları, yani yeni yaşamın saklandığı yuvaları arıyorlar.

Bu gönüllüler, sadece kaplumbağaları değil, Lübnan’ın geleceğine dair umudu da koruyorlar. Sistematik bir ekosidin ortasında, her bir yuva, her bir ağaç ve her bir belge; yok edicilere karşı verilmiş bir yanıttır.

Yazıyı, Lübnan sahilinde bambu çubuklarla hayat arayanların sessiz kararlılığıyla bitirelim. Belki de asıl sormamız gereken soru şudur: Doğanın korunması sadece biyolojik bir zorunluluk mudur, yoksa en vahşi yıkımlar karşısında bile “insan” kalabilmenin son kalesi midir?

Son 20 Yılda İsrail’in Lübnan Topraklarına Saldırıları:

2006 İkinci Lübnan Savaşı

Hizbullah’ın sınırda düzenlediği baskınla İsrail askerlerini kaçırmasının ardından 33 gün süren geniş çaplı bir savaş başladı. İsrail; Beyrut Havaalanı dâhil altyapıyı, köprüleri ve Hizbullah kalelerini ağır bombardımana tuttu, güneyden kara harekâtı başlattı. Savaş, BM’nin 1701 sayılı kararıyla imzalanan ateşkesle sona erdi.

2007 – 2022 Dönemi (Nokta Operasyonları ve Kısmi Çatışmalar)

Topyatırımlı büyük savaşların yaşanmadığı bu dönemde İsrail, Lübnan hava sahasını ihlal ederek ve nokta hava saldırıları düzenleyerek Hizbullah’ın mühimmat sevkiyatlarını ve üst düzey isimlerini hedef aldı. Bu süreçte ağırlıklı olarak sınır hatlarında roket, füze ve topçu atışları karşılıklı olarak devam etti.

2023 – 2024 Çatışmaları ve Büyük Tırmanma

Gazze’deki savaşın başlamasıyla birlikte Hizbullah ile İsrail sınırında “yıpratma savaşı” başladı. Eylül 2024 itibarıyla İsrail operasyonlarını sertleştirdi; çağrı cihazları/telsizler üzerinden elektronik saldırılar, Beyrut’a yönelik yoğun hava bombardımanları ve Hizbullah lideri Hasan Nasrallah da dâhil örgütün üst yönetim kadrosuna suikastlar düzenledi. Ekim 2024’te ise Lübnan’ın güneyine yönelik sınırlı kara harekâtı başlatıldı.

2026 Bölgesel Kriz ve Kara Harekâtı

Bölgesel gerilimin tırmanması üzerine Mart 2026’da İsrail, Lübnan’a yönelik yeni ve kapsamlı bir hava bombardımanı zinciri ve ardından Güney Lübnan’ı hedef alan kara harekâtı gerçekleştirdi. Altyapıları, ulaşım hatlarını (Litani Nehri köprüleri vb.) ve hedeflenen stratejik noktaları bombalayarak geniş çaplı sivil tahliyelere ve insani krize yol açtı.

Kaynak: https://theecologist.org/2026/aug/03/people-killed-defending-nature-lebanon

Kapak görseli: Amélie David

Benzer İçerikler

spot_img

Son İçerikler

spot_img